Helsinki Üniversitesi bünyesinde yürütülen ve on yıllık bir süreci kapsayan kapsamlı araştırma, kıkırdak zedelenmeleri nedeniyle gerçekleştirilen cerrahi müdahalelerin hastalara öngörülen faydayı sağlamadığını, hatta bazı durumlarda klinik tabloyu ağırlaştırabileceğini kanıtladı.

Kıkırdak hasarlarına yönelik uygulanan diz ameliyatlarının etkinliğini sorgulayan on yıllık bilimsel çalışma, cerrahi girişimlerin hastalar üzerindeki gerçek etkisini tartışmaya açtı. Araştırma ekibi, menisküs yırtığı şikayetiyle tedavi altına alınan hastaların sağlık durumlarını uzun vadeli olarak mercek altına aldı. Katılımcıların iyileşme süreçleri; rastgele seçilen ve hiçbir tıbbi işlem yapılmadığı halde kesi atılarak “plasebo etkisi” yaratılan kontrol grubuyla titizlikle karşılaştırıldı.
Deforme olmuş menisküs dokusunun cerrahi yöntemle temizlenmesini içeren operasyonları geçiren hastalar; dizin işlevselliği, ağrı düzeyi ve belirtilerin seyri gibi kriterlerin değerlendirildiği testlerde herhangi bir iyileşme kaydedemediği gibi beklentilerin altında puanlar aldı. Çalışmanın yürütücüsü olan Helsinki Üniversitesi Ortopedi Cerrahı Prof. Teppo Järvinen, ulaşılan sonuçların, tıp literatüründe “bilimsel geri dönüş” olarak adlandırılan ve yaygın kullanılan bir tedavi yönteminin aslında etkisiz hatta zararlı olduğunun anlaşıldığı durumlara somut bir örnek teşkil edebileceğini ifade etti.
Menisküs Dokusunun Yapısı ve İşlevsel Özellikleri
Menisküs, diz eklemi içerisinde yer alan, uyluk ve kaval kemikleri arasında darbe emici bir yastık görevi gören, C formundaki elastik kıkırdak dokusu olarak tanımlanmaktadır. Her dizde iki adet bulunan bu yapı, sportif faaliyetler sırasında yaşanan ani burkulmalar ya da yaşa bağlı kademeli yıpranmalar sonucunda hasar alabilmektedir. Güncel Manyetik Rezonans (MR) taramaları, hiçbir şikayeti bulunmayan tamamen sağlıklı bireylerde dahi menisküs yırtıklarının tesadüfi bir şekilde saptanabildiğini göstermektedir. Bu hasarla ilişkilendirilen semptomlar arasında eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı, dizi bükmede zorlanma ve hareket esnasında eklemden gelen mekanik sesler ön plana çıkmaktadır.
Prof. Järvinen, günümüzde bu tür yırtıkların herhangi bir belirti göstermeyen kişilerde dahi sıklıkla görüldüğünün bilindiğini vurguladı. Uzman, son yirmi yıl içerisinde biriken bilimsel kanıtların, MR görüntülemelerindeki pek çok bulgunun aslında klinik bir karşılığı olmayan tamamen rastlantısal veriler olduğunu desteklediğini belirtti. Finlandiya’daki beş farklı hastane merkezinden 35-65 yaş aralığındaki 146 gönüllünün dahil edildiği çalışmada; deneklerin bir bölümü travmatik sakatlıklar, büyük bir bölümü ise zamanla gelişen dejenerasyonlar nedeniyle takip edildi. Hastalar, gerçek cerrahi operasyon ya da sadece kesilerin yapıldığı sahte ameliyat gruplarına tarafsız bir şekilde atandı.
Cerrahi Müdahalenin Tedavi Sürecindeki Konumu Değişiyor
On senelik klinik takip döneminin neticesinde, cerrahi operasyon geçiren gruptaki hastaların diz fonksiyonlarının daha zayıf seyrettiği, eklem kireçlenmesinin (osteoartrit) daha hızlı ilerlediği ve ilerleyen süreçte yeni bir diz ameliyatı ihtiyacının daha yüksek olduğu saptandı. Veriler, cerrahi müdahalenin uzun vadedeki olumsuz etkilerini açıkça ortaya koydu.
İngiliz Ortopedi Derneği’nin eski başkanı ve deneyimli diz cerrahı Mark Bowditch, modern tedavi kılavuzlarının cerrahi müdahalenin kısıtlı faydalarına dair artan endişeler doğrultusunda revize edildiğini açıkladı. Geçmiş yıllarda hastaların büyük bir kısmına doğrudan ameliyat önerildiğini hatırlatan Bowditch, günümüzde bu oranın ciddi bir düşüşle dörtte bir seviyelerine gerilediğini belirtti. Uzman, tedavi süreçlerinde “müdahale öncesi detaylı değerlendirme” prensibinin benimsendiğini ve cerrahi seçeneğinin artık ilk tedavi adımı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Haberin Girilen Tarihi ve Saati: 30/04/2026 19:49
